Mîr Sadreddîn Deştekî

Oğlu Mir Gıyâseddîn’in babasının eseri İsbâtü’l-Vâcib’e yazdığı Keşfü’l-hakâiki’l-Muhammediyye adlı şerhte belirttiğine göre Mîr Sadreddîn 2 Şaban 828/ 19 Haziran 1424’te bugünkü İran’ın Şîrâz kenti yakınlarındaki Deştek köyünde doğdu. Soyu Zeyd b. Alî üzerinden hem Hz. Hasan hem de Hz. Hüseyin’e dayanmaktadır. Zira Zeyd’in annesi Hz. Hasan’ın kızıdır. Bu nedenle el-Hasenî el-Hüseynî olarak anılmıştır. Bunun yanında “Seyyidü’l-Muhakkikîn”, “Sadrül-‘ulemâ” ve “Seyyid-i Sened” lakaplarına sahiptir.

Deştekî ailesi ilmi kimliğiyle ön plana çıkan bir aile olup birçok ferdi ilmi gelenek içerisinden gelmektedir. Kâkâî’ye göre Hicrî 400 yılı civarında Şîrâz’a göç eden ilk aile mensubu Ebû Sa‘îd ‘Ali el-Nusaybînî’dir. Bazı Şiî kaynaklar Deştekî ailesinin takiyye prensibi gereği Sünnî gibi davranıp Sünnî hadis kaynaklarını ve kitaplarını okutmak zorunda kaldığını ve Şiî kimliklerini gizleme mecburiyetinde olduklarını ve ailenin Şiî kimliğini açıktan ilk ifade edenin Sadreddîn Deştekî belirtse de bu konuda somut bir delil sunmazlar (Hansârî, Ravzâtü’l-Cennât, V, s. 189).

Ailenin diğer fertleri gibi Sadreddîn de ilk eğitimi babası Gıyâseddîn Mansûr’dan aldı. Bunun dışında babasından şer‘i ilimler ve hadis, amcasının oğlu Ahmed Deştekî’den hadis, kuzeni Hâbîbullah Deştekî’den de Arap dili edebiyatı ve fıkıh okudu. Aklî ilimlerde hocasının kim olduğu tartışma konusudur. Handmîr Târîh-i Hâbibü’s-Siyer’de Seyyid Şerîf Cürcânî’nin talebelerinden Kıvâmuddîn Gülbârî’den akli ilimleri okuduğunu belirtir. Ancak oğlu Gıyâseddîn babasının hocasının Gülbârî değil de Seyyîd Muhammed Fârisî olduğunu iddia etmektedir.

Hayatının erken dönemlerinde Mîr Sadreddîn doğa bilimleriyle sadece teorik olarak değil aynı zamanda pratik olarak da ilgilenmiş ve çeşitli alanlarda uygulamalar yapmıştır. Oğlu Gıyâseddîn’in belirttiğine göre babası Mîr Sadreddîn kanal yapma, çiftçilik ve mimari alanlarında konusunda oldukça yetenekli ve faaldir, bu zanaatlerin her birinde usta olanlar kendisinden istifade etmiştir (Musannefâtü Gıyâsüddîn Mansûr Hüseynî Deştekî Şirâzî, “Vakfnâme”, c. I, s. 88). Bu ifadeler belli bir ölçüde mübalağa içermekle beraber Mîr Sadreddîn’in özellikle kanal inşa etme ve tarımsal faaliyetler hususunda belirli bir üne kavuştuğunu söylemek mümkündür. Nitekim daha sonra bu konudaki başarısı kendisine farklı imkanlar sunacak ve hayatında bir dönüm noktası oluşturacaktır.

Mîr Sadreddîn Akkoyunlu hükümdarı Hasan, oğlu Halil ve Yâkub Bey döneminde yaşamış olan Deştekî özellikle Hâlil ve Yâkub Beyler ile iyi ilişkiler geliştirmiştir. Ayrıca Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah’ın oğlu Yusuf’un da iltifatına mazhar olmuştur. Nitekim Mirzâ Yusuf tarafından Şah Çerağ’da ders vermek üzere Muharrem Ahmed b. Mûsâ’nın haziresine davet edilmiştir. Ancak bu hadisenin 879’da vukuu bulduğu iddiası doğru değildir (Ahab Bdaiwi, “Some Remarks on the Confessional Identity of the Philosophers of Shiraz: Ṣadr al-Dīn Dashtakī (D. 903/1498) and His Students Mullā Shams al-Dīn Khafrī (942/1535) and Najm al-Dīn Maḥmūd Nayrīzī”, s. 4). Zira Karakoyunlular Devleti’nin 14 Cemâziyelâhir 874/19 Aralık 1469 sona erdiği kabul edilir. Ayrıca Mirza Yusuf’un saltanatı 1468’de başlayıp 15 Rebîülâhir 869/22 Ekim 1469’da Uzun Hasan’ın oğlu Uğurlu Mehmet tarafından öldürülmesiyle sona ermiştir. Hatanın kaynağı Mirzâ Yusuf’a ait vakıf senedinin tahkikini yapan Hüseyin Müderrisî Tabatabâî’nin önsözdeki ifadesi olmalıdır. Nitekim vakıf senedi de 869’da kaleme alınmıştır. (Musannefâtü Gıyâsüddîn Mansûr Hüseynî Deştekî Şirâzî, “Vakfnâme”, c. I, s. 88). Dolayısıyla bu tür bir iddiaya mesned olamaz. Mîr Sadreddîn bu tarihten önce müderrisliğe atanmış olmalıdır. Vakfiyede Şîrâz ve havalisi olan yerlerde su kanalları ve yollar inşaa etmesi ve haftada dört gün Şah Çerağ’da ders vermesi şartıyla Deştekî’ye mütevelli olarak vakıf mallarında mutlak tasarrufta bulunma yetkisi verilmiştir. Zira oğlu Gıyâseddîn’in tasvirine bakılırsa Mîr Sadreddîn Derslerde okutulacak metinler belli olmamakla beraber dersler tahdit edilmiştir: Arap dili ve edebiyatı, hadis, tefsir, vaaz-u nasihat ve kelam. Hadis konusunda özellikle Hz. Peygamber’den gelen rivayetler yanında Ehl-i Beyt imamlarından aktarılan sözlerin de eğitimin bir parçası olması vakfiyede özellikle belirtilmiştir (Musannefâtü Gıyâsüddîn Mansûr Hüseynî Deştekî Şirâzî, “Keşfü’l-hakâiki’l-Muhammediyye”, c. I, s. 84)

883 senesinde oğlu Gıyâseddîn Mansûr’un adını verdiği Mansûriyye medresesini kurdu ve daha önce verdiği dersleri düzenli biri biçimde burada vermeye başladı. II. Beyazıt, Müeyyedzâde’yi talebesi olmak üzere önce Mîr Sadreddîn’e göndermiştir. Ancak Müeyyedzâde muhtemelen onu ders halkasına katıldıktan sonra Devvânî’nin ders halkasına katılmıştır. İstanbul’a dönüşünde beraberinde Tecrîd üzerine yazdığı Hâşiyetü’l-cedîde’nin Sultan Beyazıt’a ithaf edilmiş bir nüshasını 888 yılı Ramazan ayından önce Müeyyedzâde ile göndermiştir (Muslihiddîn Lârî, Mir’âtü’l-edvâr, c. II, s. 895). Bu nedenle mezkûr haşiyenin İstanbul başta olmak üzere Anadolu yazma eser kütüphanelerinde çok sayıda nüshasına rastlanmaktadır.

893’de Akkoyunlu hükümdarı Yâkub Bey’in lütfuna mazhar oldu ve kendisine medresesi ve vakfiyesini mali yükümlülük ve vergilerden muaf tutan bir beraat verildi. Sultan Yâkub’un beylerinden İbe Sultan’la birlikte isyan eden Fars valisi Kâsım Bey Purnek, Şîrâz halkının direnişini kırmak üzere şehrin önde gelenlerinden ve Sultan Yâkub taraftarlarından biri olarak gördüğü Sadreddîn Deştekî’yi 12 Ramazan 903 (4 Mayıs 1498) cuma günü öldürttü ve vakfının mülkleri dâhil olmak üzere bütün mirasına el koydu (Rumlu, Ahsenü’t-Tevârih, s. 28, 33). Deştekî, kendisinin yaptırdığı Mansûriyye Medresesi’nin bahçesine defnedilmiştir (Kâkâî, “Âşina-i Ba Mekteb-i Şîrâz I: Mîr Sadreddîn Deştekî”).

Öğretisine dair ayrıntılı bilgilere erişmek için İslam Düşünce Atlası’nda Mehmet Fatih Arslan’ın yazdığı maddeye göz atabilirsiniz:

https://islamdusunceatlasi.org/sadreddin-ed-desteki/416

Yorum Yap